Posts Tagged ‘bebek ay ay gelişim’

bebek ay ay gelişim,    ucuz hamile kıyafetleri,    bebek gunes kremi,    bebek gelisim tablosu,
 

GEBELİKTE 4. AY

Sizdeki Değişiklikler:

Gebeliğin erken belirtileri olan sabah bulantıları, yorgunluk şikayetleriniz ve düşük riski 2.trimestrde genellikle azalır. Aynı zamanda ilk kez bebeğin hareketlerini hissetmeye başlarsınız. Rahimdeki bu ilk kıpırtıları önce mide gurultusu sanabilirsiniz, kelebek kıpırtısına benzetenler de vardır, bunun gerçekte bebeğin hareketleri olduğunu anladığınızda kaydedin ve kontrolde doktorunuza söyleyin, ama önce babayla paylaşın.
- Dışardan hamile gibi görünmeye başlayabilirsiniz.
- Plasenta şekillenmiştir ve hamileliğinizin sağlığı için hormon üretmeye devam eder, salgılanan hormonlar ilerde daha kolay doğum için kaslarınızı ve eklemlerinizi yumuşatır.
- Kabızlık şikayetiniz artabilir.
- Daha fazla terleyebilirsiniz.
- Rahminiz büyümektedir ve karı içindeki bağların gerilmesine bağlı olarak ani kısa süreli sancılar hissedebilirsiniz.
- Yorgunluğunuz azalabilir.
- Hamileliğinizden hoşlanmaya başlıyorsunuz.
- Daha sık acıkabilir, belli yiyeceklere özellikle istek duyabilirsiniz.
- İdrara gitme sıklığı azalır, idrar yolları enfeksiyonu riski artabilir. Her gün en az 8 bardak su içmelisiniz.
- Dişeti kanamaları olabilir.
- Özellikle oturur yada yatarken aniden ayağa kalkmak gibi durumlarda bazen baygınlık hissi yada başdönmesi olabilir.
- Beyaz vajina akıntısı olabilir.
- Ayak bileklerinde ve ayaklarda hafif şişme olabilir. Bazen ellerde ve yüzde de şişme olabilir.
- Bacaklarda varisli damarlar ve basur olabilir.
- Karnınızın üstünde koyu bir çizgi görülebilir, doğumdan sonra kaybolur.
- Çabuk öfkelenme, mizaç dalgalanmaları, kolay ağlama gibi duygusal değişiklikler, dalgınlık yaşayabilirsiniz.
- Zaman zaman başağrıları olabilir.
Bebeğinizdeki Değişiklikler

- Bebeğinizin saçı, kaşları, kirpikleri, el ve ayak parmak tırnakları, parmak izi şekillenir. Ses tellerine sahiptir, tad duyusu gelişmeye ve başparmağını emmeye başlar.
- Kulakları, kolları, elleri, parmakları, bacakları, ayak ve tırnakları tamamen şekillenmiştir.
- Işığa duyarlılık ve solunum öncüsü olarak hıçkırık başlamıştır.
- Bebeğin gözleri yanlara değil, artık öne bakmaya başlar.
- Kalp dakikada 120-160 civarında atar.
- Kan direkt göbek kordonundan bebeğe gider.
- Bebeğinizin böbrekleri çalışmaya başlamıştır, amniyotik sıvının dolaşımını yapar, bebek soluk alma ve verme hareketleriyle amniyon sıvısını içine çeker.
- Bebeğin tüm organları oluşmuştur.
- Bebeğinizi saran sıvı 1 bardak civarındadır.
- Bebeğinizin iskeletinin çoğunluğu hala lastiğe benzer kıkırdak yapısındadır ama sertleşerek kemikleşmeye başlar.
- Bebeğinizin gelişim hızı, boy ve kilosu hızla artmaya başlar.
- Bebeğiniz 12-14 cm boyunda, yaklaşık 250 g ağırlığında, bir avokado büyüklüğündedir.
Muayene ve laboratuar tetkikleri

- Kan basıncı ve kilonuz ölçülmeli.
- İdrar tetkiki yapılmalı.
- Ciddi doğum defektleri açısından alfa feto protein (AFP) vs. düzeyi ölçülerek bebekle ilgili riskler araştırılmalıdır. Amniyosentez denen yöntemle bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan alınarak incelenir. Amniyosentez, 35 yaşın üstünde veya doğum defekti öyküsü varsa yapılmalıdır, buna doktorunuzun karar vermesi uygun olur.
- Varis oluşumu açısından bacakların muayenesi yapılmalı.
- Bebeğin kalp atışları muayene edilmeli.
- Fundusun yüksekliği ölçülmeli.
- Karın muayenesi ile rahminizin büyüklüğüne bakılmalı.
Üçlü test
Üçlü test tüm anne adaylarına 16.-18. gebelik haftaları arasında önerilen bir kan testidir. Anne adayından alınan kanda üç ayrı hormon ölçümü yapılır. Hormon ölçüm sonuçları, anne adayının yaşı, kilosu, sigara kullanıp kullanmadığı gibi değişkenler ve gebelik haftasıyla birlikte özel bir bilgisayar programına girilerek işleme tabi tutulur. Bu işlem neticesinde anne adayının bebeğinde Trisomi 21 (Down sendromu), Trisomi 18 ve nöral tüp defekti (NTD) varolma olasılığı belirlenir. Hazırlanan üçlü test raporunda bu üç anormal durum için risk ayrı ayrı belirtilir

Anne adayından uygun gebelik haftasında alınan kanda ölçülen hormonlar gebelik testi bahsinden de tanıdığınız hCG (human chorionic gonadotropin) hormonu, büyük kısmı bebeğin karaciğerinden salgılanarak anne adayının kanına geçen AFP (alfa fetoprotein) hormonu ve uE3 (konjuge olmayan estriol) adlı hormondur. Bu hormonların anne adayı kanındaki değerleri gebelik haftalarına göre önemli değişiklikler gösterir.
Üçlü testin geliştirilmesi aşamasında gebelik haftası kesin olarak bilinen çok sayıda anne adayından alınan kanlarda bu üç hormonun ölçümleri yapılmış ve normal değerler alt ve üst sınır olarak belirlenmiştir. Bu normal değerler kolaylık ve birimlerde eşitleme sağlama açısından MoM (multiple of median-ortalamanın katları) olarak belirtilir. Ölçüm yapılan bu anne adaylarından daha sonra Down sendromlu, Trizomi 18′li ve NTD’li doğum yapanların hormon değerlerinde MoM değerinden sapma dereceleri hesaplanarak, ne kadar sapmanın riski ne derece artırdığı istatistiksel olarak belirlenmiş ve risk belirleme sistemi bir bilgisayar programı yardımıyla otomatize edilmiştir.
Özet olarak; alınan kanda belirlenen MoM değerleri, yaş, kilo, gebelik haftası gibi değişkenlerle birlikte bilgisayar programına girilmekte ve bu program altyapısında bulunan verilerle karşılaştırma yaparak normalden sapmanın derecesine göre riski rakamsal olarak vermektedir.

Üçlü testte Down sendromu risk tahmini

Down sendromu (Trizomi 21) risk tahmini anne adayının yaşı, kilosu ve üç hormon ölçümü kullanılarak yapılır. Down sendromunda AFP ve uE3 gebelik haftasına göre olması gerekenden düşük, HCG ise olması gerekenden yüksektir. Bilgisayar programı bu üç hormonun gebelik haftası ve kiloya göre normalden sapmalarını belirler ve yaşla birlikte anne adayında Down sendromlu bebek taşıyor olma riskini belirler.
Burada da en önemli nokta testin yapıldığı anda gebelik haftasının doğru belirlenmiş ve bilgisayara doğru girilmiş olmasıdır.

Üçlü testin doğruluğu

Üçlü testin verdiği rakamlar nispeten geçerli rakamlardır. Yukarıdaki özelliklere (yaş, kilo, hormon değerleri ve gebelik haftası) sahip 37000 anne adayının bebeklerinin doğumu hakkında bilgi sahibi olma imkanımız olsa, bunlardan birinin Down sendromlu bebek doğurduğunu görebiliriz. Benzer şekilde Down sendromlu bebek doğurma riski örneğin 1:230 olarak belirlenmiş aynı özelliklere sahip 230 anne adayından birisi Down sendromlu bebek doğuracaktır.
Unutulmaması gereken en önemli nokta üçlü testin tanı koymadığı yanlızca tarama yaptığıdır. Tarama testlerinin amacı belli bir hastalık açısından riski yüksek olan kişileri belirlemek, yani bir hastalığın esas tanısını koyduracak testin kimlere uygulanmasının gerekli olduğunu belirlemektir. Dowwn sendromunun kesin tanısı amniosentez ile elde edilen fetal hücrelerin kromozomlarının incelenmesiyle konur. Amniosentezi her anne adayına uygulayamayacağımıza göre, kimlere uygulamamız gerektiğini bilmeliyiz. İşte üçlü test bunun ayrımını yapmada bize yardımcı olur.
Üçlü testin doğruluğunu kısıtlayıcı en büyük faktör bebeğin gebelik haftasının yanlış değerlendirilmesi, kilonun hesaba katılmaması ve çoğul gebelik olgularının gözardı edilmesidir. Gebelik haftası belirlenirken anne adayının belirttiği son adet tarihi ultrasonla mutlaka teyid edilmelidir.

Üçlü testte patoloji çıktığında ne olur?

Down sendromu riskinin yüksek çıkması:
Down sendromu riski 1:200 ve daha yüksek çıktığında (örneğin 1:180) genel olarak anne adayına amniosentez önerilir. Amniosentez anne adayının karnına batırılan ince bir iğne yardımıyla bebeğin amnios sıvısından belli bir miktar örnek alınması demektir. Bu örnek daha sonra özel bir ortamda bekletilerek içindeki bebeğe ait hücrelerin çoğalması beklenir. Çoğalma belli bir aşamaya geldikten sonra hücrelerin kromozom haritası çıkarılır. Bu kromozom haritasında Down sendromunun varlığı ya da yokluğu, diğer bazı kromozom anomalilerinin varlığı ya da yokluğu büyük bir hassasiyetle belirlenir.
Üçlü test sonucuna göre amniosentez uygulanmasının tavsiye edildiği rakam doktorlararası farklılıklar gösterebilir. Bazı doktorlar 1:270 rakamından itibaren amniosentez önerirler. Amniosentez uygulanması gereken ya da uygulanmasının gerekmediği durumlar için ultrasonda bebekte Down sendromu düşündürecek bulguların gözlenmesi ya da gözlenmemesi de önemlidir.
NTD riskinin yüksek çıkması:
NTD riski AFP değeri gebelik haftasına göre yüksek çıktığında yükselir. Bu durumda ilk yapılması gereken ayrıntılı ultrason ile AFP’de yükselmeye neden olabilecek NTD dışı durumların belirlenmesidir. Gebelik haftasının son adet tarihi ile uyumsuz olması, çoğul gebelik gibi etkenler AFP yüksekliğini açıklayabilir. Ya da NTD’nin ileri şekli olan ve yaşamla bağdaşmayan anensefali (bebeğin beyin dokusunun olmaması) saptanabilir. Bazı durumlarda gastroşizis ya da omfalosel gibi karın duvarı defektleri AFP yüksekliğinin nedeni olabilir. Bunlar yoksa yüksekliğin kaynağı olarak omurga kanalındaki açık defektler (spina bifida) ayrıntılı bir şekilde taranır.
Açıklanamayan AFP yüksekliği durumunda bu sefer amniosentez ile alınan amnios sıvısında AFP değeri belirlenir. Bu değer de yüksekse ileri inceleme olarak amnios sıvısında asetilkolinesteraz aktivitesi artışı aranır. Ayrıntılı ultrasonda AFP yüksekliğine neden olabilecek patoloji %95 olasılıkla gözlenir.
Amniyosentez
Bebeklerin %2-4′ü çeşitli anomalilerle doğarlar. Bunların oluşumunda genetik kusurların rolü çok büyüktür. Genetik hastalıklar için kalıcı bir tedavi yöntemi henüz olmadığından bu hastalıkların erken tanısı ve anne ve baba adayının kararıyla bebek “kritik” sınıra ulaşmadan gebeliğin sonlandırılması çok önemlidir. Bu amaca yönelik kullanılan çok sayıda yöntem vardır ve anne adayında invaziv girişim gerektiren prenatal (doğum öncesi) tanı yöntemleri arasında en sık kullanılan yöntem amniosentezdir.
Amniosentez en sık ileri anne yaşı olan anne adaylarının bebeklerinin kromozom anomalisi açısından değerlendirilmesinde ve üçlütestte risk saptandığı durumlarda kesin tanı amacıyla kullanılır.
Amniyosentez nedir?
Amniosentez (AS) anne adayının karın cildinden girilen bir iğneyle uterusa ve buradan da bebeğin içinde yüzdüğü amnios sıvısına ulaşılması ve buradan sıvı alınması işlemine verilen isimdir. AS ağır polihidramnios (bebeğin sıvısının normalden fazla olması) gibi durumlarda anne adayını rahatlatmak için tedavi amaçlı kullanılabileceği gibi, bebekte kromozom anomalisi araştırması, NTD (nöral tüp defekti) araştırması, ya da bebeğin akciğer olgunlaşmasının araştırılması gibi nedenlerle tanı amaçlı da kullanılabilir.

Hangi durumlarda uygulanır?

Günümüzde amniosentez en sık tanı amaçlı olarak uygulanmaktadır. Bu uygulamalarla sitogenetik tanı (kromozom anomalisi araştırması), bebeğe ait metabolik hastalıkların tanısı, bebekte nöral tüp defektlerinin tanısı (amnios sıvısında alfafetoprotein ve gerektiğinde asetilkolinesteraz ölçümü), kan grubu uyuşmazlığında bebeğin etkilenme derecesinin belirlenmesi (sıvıda delta OD450 adlı maddenin ölçülmesi), bebeğin akciğerlerinin olgunlaşıp olgunlaşmadığının belirlenmesi (amnios sıvısında L/S (Lesitin/Sfingomiyelin) oranının ya da PG (fosfatidilgliserol) miktarının belirlenmesi) ve daha bir çok durumun tanısı mümkündür. Genetik biliminin gelişmesiyle günümüzde bebekte yanlızca bariz kromozom anomalileri değil, tek gen kusurlarına bağlı hastalıklar da tanınabilmektedir ve tanınabilen tek gen hastalıklarının sayısı da giderek artmaktadır.
Amniosentez ne zaman uygulanır?
AS günümüzde en sık kromozom anomalisi ve diğer anomalilerin tanısının konmasında uygulanır ve bu nedenle aşağıda bu yöntem anlatılacaktır. Tedavi için yapılan uygulamaların teknik açıdan tek farkı gebeliğin herhangi bir döneminde uygulanabilmeleridir.
Tanı amaçlı AS genellikle 16.-18. gebelik haftaları arasında uygulanır. Ancak son zamanlarda 15. gebelik haftasından önce de amniosentez uygulanmaya başlanmıştır (erken amniosentez).
Tanı amaçlı AS’nin bu gebelik haftaları arasında uygulanmasının ve daha ileri gebelik haftalarında uygun olmamasının nedeni sonucun genetik laboratuarından genellikle 3-4 hafta gibi uzun bir süre içerisinde bildirilebilmesidir. Zira alınan sıvı içinde bulunan fetusa ait az sayıda hücrenin kültür yapılarak incelenebilecek sayıya ulaşması için bu zaman gereklidir. Bu durumda laboratuardan genetik hastalık tanısı geldiğinde gebelik de 3-4 hafta ilerlemiş olmaktadır. Belirtilen gebelik haftalarında uygulanan AS’de bu durum problem teşkil etmemekle beraber daha büyük haftalarda AS yapıldığında ve genetik anomali belirlendiğinde gebeliğin sonlandırılması hem tıbbi açıdan hem de kanuni açıdan çeşitli problemler yaratabilmektedir. Bu yüzden daha ileri gebelik haftalarında genetik tanı gerektiğinde 48 saatte sonuç veren kordosentez (KS) tercih edilir.
Son zamanlarda doku ve hücre kültürü tekniklerinin gelişmesi bu süreyi 1-2 haftaya kadar indirmiştir. Ancak bu laboratuar donanımı henüz yaygın olmadığından AS için belirlenen sınırlar halen geçerlidir.
AS nasıl uygulanır?
Anne adayına ayrıntılı bir ultrason yapıldıktan ve bebeğin uterus içindeki haritası çıkarıldıktan sonra karın cildi antiseptik maddeyle silinir. Ulltrason eşliğinde işleme uygun incelikte iğne (genellikle spinal anestezide kullanılan iğneler tercih edilir) karnın uygun bir yerinden girilerek uterusa ve buradan da amnios sıvısının bulunduğu uterus boşluğuna ulaşılır. Enjektör yardımıyla çekilen amnios sıvısının ilk 0.5 mililitrelik kısmı atılarak yeterli miktarda sıvı çekilir. Tekrar bir ultrason değerlendirmesi yapıldıktan sonra iğne yerinden çıkarılır ve işleme son verilir. Alınan amnios sıvısı materyali oda sıcaklığında laboratuara teslim edilir.
Genetik amaçlı AS’de ortalama 20 mililitre sıvı alınır.(30ccye kadar) Bu miktar 16. gebelik haftasında olan bir bebeğin toplam amnios sıvısı miktarının %10′una tekabül eder. Bebeğin 3 saat içerisinde bu alınan sıvıyı tümüyle yerine koyduğu tahmin edilmektedir.
Amnios sıvısı bebeğin cilt, solunum sistemi, sindirim sistemi, idrar boşaltım sisteminden dökülen hücrelerin olduğu bir sıvıdır. Bu hücreler kültür ortamında çoğaltılarak sitogenetik analiz (kromozom haritası), enzim ve DNA analizi için kullanılır. Sıvının kendisi ise AFP ve asetilkolinesteraz (ACE) gibi maddelerin ölçümü için kullanılır. ACE ölçümü özellikle amnios sıvısında AFP yüksek bulunduğunda yüksekliği doğrulamak için çok değerli bir yöntemdir.

AS’nin ne gibi riskleri vardır?

AS ilk geliştirildiği günlerde henüz ultrasonografi gibi hassas görüntüleme yöntemleri olmadığından “körlemesine” uygulanmakta ve çeşitli istenmeyen durumların oluşmasına neden olmaktaydı. Günümüzde bu durumlar azalmış olmakla beraber her invaziv (vücudun “bütünlüğünü” bozarak yapılan) işlemde olduğu gibi çeşitli riskler söz konusu olabilmektedir.
İşlem yapılırken en sık oluşan istenmeyen durum iğnenin girmesiyle amnios zarının uterusa bağlı olduğu yerden ayrılması ve zarın iğnenin üstünde “çadırlaşarak” sıvının içine girmeye müsaade etmemesidir. Tecrübeli bir operatör bu durumla kolaylıkla başa çıkabilirken amnios zarının uterus duvarından geniş bir alanda ayrılması durumunda işlemi 1-2 hafta sonrasına ertelemek gerekebilir.
Ultrasonun olmadığı dönemlerde “körlemesine” yapılan AS uygulamalarında enjektöre sıvı gelmemesi durumunda iğne yerinden çıkarılıp başka bir yerden tekrar batırılmakta, yani bir işlemde çok sayıda giriş yapma durumunda kalınmaktaydı. Çok sayıda giriş bebeğin işleme bağlı ölme riskini artıran bir durumdur, ancak günümüzde özellikle ikiden fazla giriş gerektiren durumlar ender olarak görülmektedir.
Bebeğin işleme bağlı yaralanma riski de günümüzde rutin olarak ultrason yardımıyla yapılan AS’lerde oldukça azalmıştır. Ultrasonsuz dönemlerde bebeğin her türlü organında iğne batması sonucu yaralanmalar oluşabilmekteyken, günümüzde bunların sayısı çok azalmıştır. Meydana gelen yaralanmaların büyük kısmı bebeğin cildine iğne batması gibi zararsız sayılabilecek yaralanmalardır.
İşleme bağlı olarak annenin dolaşımına değişen miktarlarda kan hücresi geçişi olmaktadır. Bu durum genellikle bir problem yaratmaz. Ancak anne adayıyla baba adayı arasında Rh uygunsuzluğu olduğu durumlarda bebeğin kan grubu da pozitifse problem yaratabilir. Bu durumda daha önceden Rh pozitif bir kan hücresiyle karşılaşmamış olan anne adayı savunma sistemi bu hücrelere karşı antikor üretmeye başlar, yani sensitize olur (duyarlılaşır). Bu, mevcut olan bir gebelikte bir problem yaratmamasına karşın sonraki gebeliklerde anne adayı tekrar Rh (+) kanla karşılaştığında daha önceden sensitize olup hazırlandığı için çok daha hızlı tepki göstererek bebeğin kan hücrelerinin parçalanmasına neden olabilir. Bu yüzden işlem sonrası anne adayına bir doz Rh immunglobulin (Rhogam) uygulanır. [Rh uygunsuzluğu]
Bebeğin işlem esnasında aniden ölmesi de nadir görülen bir durumdur. Bunun işlemin bebekte yarattığı “stresin” nörolojik yolla kalbin durmasına bağlı olduğu düşünülmektedir.
İşleme bağlı olarak amnios sıvısında enfeksiyon meydana gelme riski de aseptik (steril, yani bakterilerden arındırılmış) şartlar mevcut olduğunda ve kurallara uyulduğunda oldukça düşüktür. Ancak ikinci trimesterde amnios sıvısının savunma mekanizmaları henüz az gelişmiş olması nedeniyle enfeksiyonlar ağır seyredebilir.
Genetik tanı amacıyla yapılan amniosentez sonrası yaklaşık %1-2 anne adayında “su gelmesi” şeklinde yakınmalar olmaktadır. Bu durum genellikle 48 saat içinde kendiliğinden iyileşir.
AS uygulanan annne adayının enfeksiyon bulguları (ağrı, ateş, akıntı gibi), kanama, su gelmesi gibi bulguları doktoruna mutlaka haber vermesi gerekir. İstirahat mutlak zorunlu değildir ancak bedeni zorlayan işler yapılmamalı ve cinsel ilişkiye 3 gün ara verilmelidir.
Bebeğin işleme bağlı kaybedilme oranını belirlemek güçtür. Zira bebeklerin bir kısmı AS uygulanmasa da başka nedenlere bağlı olarak ölebilmektedir. Bu konuyu aydınlatmak için yapılan bir çalışmada AS yapılmamış anne adaylarının bebeklerinin ölme oranı %3, AS yapılan anne adaylarının ise %3.2 olduğu, yani AS’nin bebeğin ölme riskini çok az artırdığı belirlenmiştir.
Amnios sıvısı embolisi (amnios sıvısının kana geçmesi ve akciğer ana atardamarını tıkamasıyla meydana gelen çok ciddi bir durum) gibi durumlar ise çok nadiren meydana gelebilir.

Çoğul gebeliklerde amniosentez mümkünmüdür?

Bir zamanlar çoğul gebeliklerde amniosentez uygulaması sakıncalı olarak görülürken günümüzde artık böyle değildir.
Çoğul gebeliklerde bebeklerin ultrason ile ayrıntılı olarak üç boyuttaki yerleri iyi bilinmeli ve sıvının iki (ya da daha çok sayıda) bebekten ayrı ayrı alındığından emin olunmalıdır. Bu amaçla ilk bebeğin AS işlemi tamamlandıktan sonra aynı iğneden bu keseye bebeğe ve anne adayına zararı olmayan indigokarmen adlı boya verilir. İkinci bebeğin amniosentezi yapılırken gelen sıvının boyalı olması yanlış kesede olunduğuna işaret eder ve yeni bir deneme yapılır. Gelen sıvının berrak olması durumunda sıvının diğer bebekten alındığından kesinlikle emin olunur. Monoamniotik (tek keseli) ikizlerde ise bu ayrım mümkün olmadığından birbirinden oldukça uzak iki nokta seçilerek her iki bebeğe ait hücreler elde edilmeye çalışılır.
AS sonuçları nasıl raporlanır?
Sitogenetik analizle bebeğin kromozomlarının sayısal anomalisi olup olmadığı ve belirgin yapısal bozukluk olup olmadığı belirlenir. (resimde hücrenin kromozomları, henüz haritalanma yapılmadan önceki dağınık hallerinde görülmektedir.)
AS yapıldıktan sonra laboratuardan bebeğin kromozomlarının normal olduğunu belirten ve cinsiyetinin de bildirildiği bir rapor gelir (46 XX-kız bebek; 46 XY-erkek bebek gibi). “Normal” olarak gelen bu rapor bebekte yapısal doğumsal anomaliler, mikrodelesyon ve mikroduplikasyon gibi minimal kromozom kusurlarını ve özel teknik gerektiren frajil X sendromu gibi hastalıkların olmadığını gösteremez.
Yukarıda kromozom haritası sonrası erkek bir bebeğin 46XY şeklindeki kromozomları görülmektedir.
Tek gen hastalıklarının tayini için özel bir teknik kullanılmamışsa, kromozomların mikrodelesyon ya da duplikasyon gibi nadir görülen anormalliklerini belirlemek için özel bir teknik kullanılmamışsa, AFP ya da ACE gibi maddeler ölçülmemişse, enzim tayini yapılmamışsa gelen bilgiler yanlızca yukarıdaki gibi olur. Frajil X sendromu (erkek çocuklarında önemli bir zeka geriliği nedeni olan bir kromozom anomalisi) da ancak özel kültürlerde gözlenebilir.
Bebekte bir kromozom anomalisi belirlenmişse laboratuar bu durumu bildiren bir rapor hazırlar (Trizomi 21 (Down sendromu); 45 X0-Turner sendromu gibi).
Laboratuar rutin sitogenetik analiz dışında özel bir inceleme gerektiren durumlar için önceden haberdar edildiğinde bu özel teknikleri uygulayarak sonuç bildirir. Özel teknik kullanılacak durumların ise anne ve baba adayında belli bir hastalık için risk faktörlerinin varlığına bağlıdır ve AS uygulayan doktor tarafından laboratuara özel istek olarak bildirilir.

AS sonuçları güvenlimidir?

Normal çıkan bir kromozom analizinin hatalı olma payı çok çok düşüktür.
Anormal bir durum oluştuğunda gerekli görüldüğünde KS (kordosentez) gibi bir yöntemle bu sefer bebekten kan örneği alınarak anormal durumun doğrulanması gerekebilir.
Tanıda problem yaratanlar kromozomlarda inversiyon, translokasyon, ya da mozaik gibi anormal durumlardır. Bunlar saptandığında doğacak bebeğin bundan nasıl etkileneceğinin önceden belirlenmesi mümkün olmayabilir. Anne ve baba adaylarından birinde aynı tip bozukluk varsa ve normalse, bebekleri de büyük olasılıkla normal olacaktır.

Bebek gelişimi 2.ay
Bebek Gelişimi Kategorisi, bebek bakım,    bebek ay ay gelişim,    yenidoğan bebek beslenmesi,    9 ay bebek gelisimi,

Eğer çalışmıyorsanız ve vaktinizde varsa bebeğinizi emzirmek sizin için bir problem olmayabilir. Ama günümüzde annelerin de bir çoğunun çalıştığını düşünürsek bebeğin emmesi ile ilgili problemler oldukça sık karşımıza çıkıyor…
Çevrenizdeki büyükler genelde yeni annelerin bu konuda yanlış davrandıklarını düşünürler…

 

BEBEĞİNİZ BU AYDA NELER YAPAR?
 •  Gülücüğünüze gülücükle karşılık verebilir.
 •  1.5 aylık olduğunda çıngırağa belli bir şekilde tepki gösterir. (ürkerek, susarak, ağlayarak)
 •  ağlama dışında sesler çıkarabilir.
 •  Karnının üzerindeyken başını 45 derece yukarı kaldırabilir.
 •  Dik oturduğu zaman başını dik tutabilir.
 •  Karnının üzerindeyken kollarının yardımı ile göğsünü yerden kaldırabilir.
 •  Bir yana yuvarlanabilir.
 •  Küçük nesnelere dikkat gösterebilir.
 •  Parmaklarının ucuna oyuncak tutuşturulduğunda onu kavrayabilir.
 •  Bir nesneye uzanabilir.
 •  Agu gibi içinde sessiz harfler olan kelimeler oluşturabilir.

Bebeğinizin marifetleri yukarıdakilerle sınırlı değil, tabii ki! Ayrıca:
 •  Kendiliğinden gülmeye başlar.
 •  İki elini kavuşturabilir.
 •  Sevinç çığlıkları atabilir.
 •  Yüzünün 15 cm uzağındaki bir nesneyi 180 derece(bir yandan öbür yana) takip edebilir.

BEBEĞİNİZİN BU AYKİ BESLENMESİ:
Eğer çalışmıyorsanız ve vaktinizde varsa bebeğinizi emzirmek sizin için bir problem değil. Ama günümüzde annelerin de bir çoğunun çalıştığını düşünürsek bebeğin emmesi ile ilgili problemler oldukça sık karşımıza çıkıyor. Annelerin doğumdan kısa bir süre sonra işlerine dönmeleri bebeğin beslenmesi için sorun gibi görünebilir. İlk 6 ay boyunca bebeğinizin saf anne sütü ile beslenmesinin önemi göz önünde bulundurularak işe başlamadan bebeğinizi emzirdikten sonra pompa ile göğsünüzü 10’ar dakika çekin. Biriken sütleri süt torbalarında üzerine tarih yazarak derin dondurucuya koyun. Bu şekilde bebeğinize sakladığınız anne sütünü 4-6 aya kadar kullanabilirsiniz. İşteyken en az 3 saat ara ile göğsünüzü çekip sütünüzü buzdolabında saklayabilirsiniz. Buzdolabının kapısında saklanan süt bebeğe 24 saat boyunca rahatlıkla verilebilir. Oda ısısında anne sütü 4 saatten fazla kalmamalı. Pompalarının üretilmesi anne sütünü kullanma açısından büyük kolaylık sağlıyor.Bebeği neden biberonla beslemek gerekiyor?
Emziren anne anne sütünü pompa ile neden biriktirmeye başlamasında yarar var:
 •  Bebeği küçükken işe veya okula dönmek isteyebilir.
 •  Bebeği bir kaptan süt içene kadar(en erken sekiz veya dokuz ayda) onu emziremeyebilir.
 •  Bebeği yanına alamadığı öğleden sonraları veya akşamları olabilir.
 •  Acil durumlara hazırlıklı olmak isteyebilir(hastalanabilir, bulunduğunuz bir toplantı uzayabilir, birkaç günlüğüne şehir dışına çıkmak zorunda kalabilirsiniz).

Bebeklerinin düzenine bağlı yaşayan ve onları düzenli emzirebilen annelerin bebeğe destek besin vermeme nedenine gelince:
 •  Bebeğin biberona bağlanmasından endişe duyulması
 •  Göğüslerindeki süt akımını bozmama isteği
 •  Bebek biberonu reddediyorsa ve anne bu konuda bakı yapmak istemiyorsa.

Bazı durumlarda doktorunuzun onayı ile mama veya biberon verilebilir.

Nasıl biberon verilir?
Bazı bebekler memeden biberona geçmekte zorlanıyorlar fakat çoğu anne beşinci veya altıncı haftaya kadar biberonsuz idare edebiliyor. Bu zamandan önceki besin desteği başarılı bir emzirme olayını engelliyor ve bebeklerde meme ile yapay meme arasında bir karmaşa yaşanıyor.
Sıra geldi destek besine başlamaya karar verildikten sonra bunun ne olacağı konusuna: İnek sütü küçük bebek için uygun olmadığından besin desteği konusunda iki seçenek var: Anne sütü veya mama.
Anne sütü: Meme pompasını temin ettikten sonra annenin tek yapacağı iş sütünü toplamaktır. Bu işlem ilk başta 45 dakika sürer. Daha sonra anne alıştıkça 15 dakikada halledilebilir.
Anne sütü bebeğiniz için en faydalı besin kaynağı. Siz yanında olmasanız bile bebeğinizi bu eşsiz besinden mahrum bırakmayın. Anne sütü optimum beslenmeyi ve hastalıklara karşı direnç kazanmayı sağladığını unutmayın.
Mama: Kullanıma hazır mamalar en pahalı olmasına rağmen çabuk hazırlanır. Karıştırılması gereken formüller ise daha ekonomiktir ancak hazırlaması uzun sürer. Mama anne sütünden daha az besleyici olmasına karşın besleyici özellikler taşır. Ancak unutmayınki “Anne sütü eşsizdir”. Anne sütü veya mama ile bebeğinize destek vermeyi düşündüğünüzde bebeğinizden en az 4 saat ayrı kalacaksanız. Süt biriktirmeniz gerektiğini yoksa süt kanallarının tıkanıp süt rezervinizi azaltabileceğini aklınızdan çıkarmamalısınız. Topladığınız sütü uygun saklama koşulunda daha sonra kullanabilirsiniz.

Ne kadar destek vermeliyim?
Meme emzirmenin en güzel tarafı bebeğinizin alacağı miktarı kendisinin ayarlayabilmesi ve bu konuda sizin endişelenmenize gerek kalmaması olarak gösteriliyor. Biberona başladığınızda sayılar oyununa yenilmemeye bakın. Direnin. Bebeğe bakan kişiye bebek ne kadar isterse o kadar vermesini ve bebek istemediğinde vermemesini söyleyin. Ayrıca bakıcınıza eve döndüğünüzde bebeği emzirme fırsatı bulabileceğinizi dolayısıyla o saatlerde aşırı beslememesini hatırlatın. Aksi takdirde hem bebeğiniz şişmanlayabilir hem de fırsat olduğunda emzirilmesi zorlaşabilir. Biberonu vermeden önce bebeğinizin tam acıktığından ve keyfinin yerinde olduğundan emin olun. Anne dışındaki besleyiciler bebeği beslerken tıpkı sizin yaptığınız gibi ona sarılmalı ve onunla konuşmalı. Biberonla siz besleyecekseniz göğüslerinizin kamuflajını ihmal etmeyin, çünkü onları hisseden bebek anne sütünü isteyeceğini aklınızdan çıkarmayın. Müzik veya oyuncak gibi bir şeyle bebeğinizi oyalayın. Bebeğiniz biberonun emziğini diliyle itiyorsa bir sonraki sefere emziği değiştirin.Yaşam düzeniniz günde iki kere beslenme saatini kaçirmaniza neden olacaksa, işe başlamadan en az iki hafta öncesinden her gün bir emzirme saatinde bebeginize meme yerine biberon verin. Ikinci biberona geçmeden önce bir hafta bu şekilde bebeginizin alişmasini saglayin.Biberonu yalnızca ara sıra kullanacaksanız dışarı çıkmadan önce bebeğinize iki göğsünüzü de emzirmeniz sızıntı ve dolgunluğu önler. Ayrıca bebeğinizin sizin eve dönüş saatinizden hemen önce beslenmediğinden emin olun(en az 2 saat). Böylece göğüsleriniz süt ile dolu olduğunda eve döner dönmez emzirme fırsatınız olacaktır.

Bebek yeterli gelişme göstermediginde biberonla beslemek:
Bazen bebek anne sütü ile yeterince gelişme gösteremediginde mama verilmesi önerisi ile karşi karşiya kalirsiniz. O zaman anne olarak kararsizliga düşmeniz normal. Bir taraftan emzirmeyi keserseniz bir daha başarili emziremeyeceginizi düşünebilirsiniz. Öte yandan da doktorunuz ona mama vermeye başlamazsaniz saglik sorunlari çikacagini söyler. Bu durumda en iyi yöntem annenin süt üretimini azaltmadan bebege mama verme teknigini uygulatmaktir. Uygulayin, göreceksiniz sonuç harika olacak!

Acil durumlar için yedek besinBebeğin beslenmesi için biberon kullanmayı düşünmeseniz bile yeterli miktarda anne sütünü altı biberon dolduracak kadar toplayın ve dondurun. Hastalandığınızda veya ilaç kullandığınızda bunları kullanabilirsiniz. Bebeğiniz biberona alışık değilse bile anne sütü içeren biberonu mamaya kıyasla kolay kabul edeceğine emin olun.

BEBEĞİNİZİN BU AYKİ BAKIMI
Bebeği uygun ısıda tutunÇevrenizdeki büyükler genelde yeni annelerin bu konuda yanlış davrandıklarını düşünürler. Yoksa sizde aynı dertten muzdaripsiniz? Ancak bunun bebeğinizle ilgilenme şeklini değiştirmesine izin vermeyin. Büyükanneler ve büyükbabalar ne düşünürlerse düşünsünler bebeğin iç ısısı dengelendiği sürece bebeği çok fazla giydirmenize gerek kalmaz. Bebeği çok fazla ya da çok az giydirmek bebeğin ısı düzenlemesini bozacaktır. Genelde bebek için kendi sıcaklık ölçünüzü esas alın(eğer herkes pişerken donan ve herkes donarken pişen biri değilseniz!). Ancak bebeğin ısınıp ısınmadığını kontrol etmek için bebeğin ellerini ölçü olarak almayın. Bebeklerin elleri ve ayakları vücudunun diğer yerlerinden daha soğuktur. Neden mi? Çünkü dolaşım sisteminin daha tam olgunlaşmamıştır. Bebeğiniz hapşırdığında hemen üşüdüğünü düşünmeyin; güneş ışığına tepki veriyor ya da burnunu temizliyor olabilir. Bebeğinizin vücudu sıcaksa az giydirmemişsiniz anlamına geliyor, unutmayın. Yabancılara değil bebeğinize kulak verin. Bebekler yaygara kopararak veya ağlayarak üşüdüklerini belli ederler. Böyle bir mesaj alıyorsanız elinizin tersi ile bebeğinizin ensesini, kollarını ve giysilerin altında kalan bölgeyi kontrol edin. Bebeğiniz sıcaksa aç veya yorgun olduğu için ağlıyordur. Bebeğiniz soğuksa biraz daha giydirin. Küçük bir bebek aşırı derecede soğuksa hemen sıcak bir yere yerleştirin. Üzerinde yeterli giysi olduğu halde soğuksa vücudu onu ısıtacak kadar ısı üretemiyor olabilir. Onu giysinizin altına sokarak ısıtın. Her türlü hava koşulunda isitilmasi gereken tek yer bebegin başidir. Her nekadar atalarimiz ayagini sicak tut demişse de siz onun başini sicak tutmaya bakin. Nedenine gelince: Bebeginizin başi örtülmediginde isi kaybi çok fazla olur ve çogu bebek kafasinda yeterince saç olmadigi için üşür. Küçük bir bebek uyurken ısı kaybedeceği için fazladan ısıtmaya gerek vardır. Derin uykudayken bu ısı üretici mekanizma yavaşlar; dolayısıyla soğuk havalarda bebeğinizin üzerine bir battaniye daha örtmeniz gerekir. Geceleri soğuk havalarda odası
da sıcak değilse bir uyku tulumu içinde uyutmak faydalı olabilir.Bebeği soğuk havalarda giydirmeye gelince kat kat giysiler daha etkilidir. Birkaç hafif kat giysi tek kalın bir giysi tabakasından daha etkili ısınma sağlar. Çok sıcak bir yere girdiğinizde üstteki katı çıkararak bebeğinizin ısısını ayarlayabilirsiniz.

Bebeği dışarı çıkarma:Hastaneden eve getirirken bebeğinizi dışarı çıkarmış oluyorsunuz. Bundan sonrada dondurucu soğuklar olmadığı sürece bebeğinizi dışarı çıkarabilirsiniz. Önceki nesillerin doğumdan sonra bebeği 2 hafta boyunca evden dışarı çıkarmama görüşü artık tamamen geçersiz. Biliyorsunuz artık devir değişti! Hastaneden eve gelebilecek kadar dayanıklı olan bir bebek parka veya süper markete de götürülebilir. Ancak grip salgını varsa bebeğinizi dışarı çıkarmamanızda yarar var. Unutmayınki bebeğinizin bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en etkin yolu ona bakım sağlayan insanların ellerinin temiz olmasıdır. El yıkamaya çok özen gösterin.Bebeğinizi dışarı çıkarırken onu uygun biçimde giydirin ve yanınıza ani hava değişimleri için yedek giysi alın. Yağmurlu ve rüzgarlı havalarda bebeğinizin dışarıda geçirdiği zamanı kısıtlı tutun. Yazın güneşten, kışın da soğuktan korumak için bebeğinizin başlığını takın.

Bebeği şımartmak
Bebeğin rahatını sağlamak en azından ilk altı ay içinde şımarmasına yol açmaz. Yapılan çalışmalar ağladıktan sonraki ilk dakikalarda kucağa alınan ve ihtiyaçları karşılanan bebeklerin uzun vadede daha az ağladıklarını ve taleplerinin azaldığını, ileride şımarık değil aksine mutlu ve kendi kendine yeten çocuklar olduklarını gösteriyor. Ayrıca onunla daha yakın temasa geçmiş olursunuz ki bu da onun güven duygusunu pekiştireceğine inanın.

Bebeği kırma korkusu
Yeni doğan bebekler Çin seramikleri kadar kırılgan görünebilirler. Ama korkmayın hiç de öyle değiller! Aslında epey güçlüdürler. Kafaları yeterince iyi desteklendiği sürece normal taşıma sırasında zarar görmezler. İlk kez bebek sahibi olan anne babalar için bu zordur ama zamanla bebeğiniz için hangi tutuşun daha rahat olduğunu öğreneceksiniz.

Emzik kullanımı
Bebek her ağladığında ağzına emziği tutuşturmak oldukça kolaydır, ama bebeğiniz ağlıyorsa emzik dışında bir ihtiyacı olabileceğini unutmayın.
Bebeğinize emzik vermeye hemen başlamamanız için birçok neden var. İşte bazıları:
 •  Bebeğinizi emziriyorsanız bebeğin kafasının karışmasına(yapay meme normal bir memeden daha farklı bir hızda emilir) ve sizi emme olayına başlayamamasına neden olur.
 •  İster meme, ister biberonla besleyin, bebeğiniz emzik emme duygusunu tatmin edebilir ve beslenme saatlerinde emmek istemeyebilir.
 •  Yeni doğmuş bebeğinizin isteklerini dile getirmek için ağlaması daha iyidir.

Bebeğin kulak bakımı
Bebeğinizin kulaklarının dış tarafını yıkama bezi ile veya pamukla temizleyin, fakat kulak kanalının içine parmak, pamuk, kulak temizleme çubuğu sokmayın. Kulak doğal olarak kendini temizleyebilir ve herhangi bir malzeme ile kiri gidermeye çalışmak kirin daha derinlere itilmesinden başka bir fayda sağlamaz. Eğer aşırı kir birikimi varsa bebeğinizin kulağında iltihap olabileceği anlamına gelir. Bu durumda doktorunuzla konuşun.

BU AYKİ DOKTOR KONTROLÜNÜZ
Her doktorun yada hemşirenin saglikli bebek kontrolünde yaklaşimi farkli olabilir. Fiziksel muayenenin genel organizasyonu yaninda inceleme tekniklerinin tipi ve sayisi da bebegin bireysel ihtiyaçlarina göre düzenlenir. Ancak genel olarak iki aylik bebegin rutin muayenesinde şunlarin yapilmasi gerekir:
 •  Bebeğin ve ailesinin evdeki durumu ile ilgili sorular, bebeğin nasıl beslendiği, uyku düzeni ve genel gelişimi incelenir.
 •  Bebeğin ağırlığı, boyu, kafa çevresi ölçülür, doğumdan itibaren gelişim grafiğine işaretlenir.
 •  Önceden görülen bir problem varsa kontrol edilir.
 •  Gelişiminin incelenmesi. Kafa kontrolü(dik tutabiliyor mu?), el kullanimi, görme ve işitme becerileri, sosyal etkileşimlerle ilgili testler yapilabilir.
 •  İlk aşılama seansları yapılır.(DTB:difteri-tetanoz-boğmaca; OPV:çocuk felci; Hib:hemofilus b aşilari bu ayda yapilir; bebegin dogumda birincisi yapilan hepatit-B aşisinin ikincisi de bu ayda ya da 4 aya kadar yapilabilir.)
 •  Beslenme, uyuma, gelişme konusunda bir sonraki ay neler yapilabilecegi aktarilir.
 •  Gerekiyorsa Flor desteği ve D vitamini konusunda öneriler alınabilir.
 •  Bebeğe yapılan aşıların yan etkileri neler olabilir, doktorunuzu ne zaman aramalısınız gibi konularda bilgi verilir.

“Bebeğinizin ilk yılında sizi neler bekler” kitabından alınmıştır. 

Bebeğinizin gelişimi 4.ay
Bebek Gelişimi Kategorisi, bebek ay ay gelişim,    ay ay bebek gelişimi,    zorlu bebek bakımı,    yenidogan kiyafetleri,

Bebek Gelişimi Kategorisi, Biraz daha büyüdü di mi? Neredeyse delikanlı ya da genç kız oldu desenize! Bakalım neler yapabiliyorlar? Merak ediyorsanız hemen tıklayın :)
BU AYDA BEBEĞİNİZ NELER YAPAR

Biraz daha büyüdü di mi? Neredeyse delikanlı ya da genç kız oldu desenize! Bakalım neler yapabiliyorlar?
 •  Karnının üzerinde duruyorken başını 90 derece kaldırabilir.
 •  Yüksek sesle gülebilir.
 •  Yüzünün yaklaşık 15 cm üzerinde tutulan bir cismi 180 derecelik bir yay boyunca takip edebilir(bir taraftan diger tarafa).
 •  Dik durumda iken başini tutabilir.
 •  Bir taraftan diğerine yuvarlanabilir.
 •  Bir üzüm kadar küçük nesnelere dikkat edebilir.
 •  Neşe ile çigliklar atabilir.
 •  Ellerinden tutularak oturtulduğunda başını gövdesi ile aynı seviyede tutabilir.
 •  Ses yönüne(özellikle annesinin sesine) döner.
 •  Dik tutulduğunda bacakları üzerine biraz ağırlık verebilir.
 •  Destekli oturmaya başlayabilir.
 •  Sese doğru dönebilir.
BEBEĞİNİZİN BU AYKİ BESLENMESİ

Katı gıdalara geçiş
Bebeğini katı gıdalarla beslemeye karar veren bir annenin çevreden aldığı mesajlar çok çeşitli ve kafa karıştırıcıdır. Öyle di mi? Anneniz bir taraftan “ben sana iki haftalıkken başlamıştım” diyecek, diğer taraftan çocuk doktoru 5 yada 6. aya kadar beklemeniz gerektiğini söyleyecektir. Bir arkadaşınız ise katı gıdalara daha erken başlamanın bebeğin geceleri rahat uyumasını sağladığını söyleyebilir. Peki ama siz kimi dinleyeceksiniz? Aslında siz en iyisi bebeğinizi dinleyin. Katı gıdalara ne zaman başlanacağını ondan iyi hiç kimse bilemez. Son zamanlarda yapılan araştırmalar bir bebeğe zengin bir diyet başlanmasındaki başlıca yol gösterici faktör, bebeklerin yaş parametrelerinden çok, onun bireysel gelişimi olduğunu gösteriyor.Katı gıdalara çok erkenden başlamanın bir çok durumda fiziksel bir zararı olmadığına inanılıyor. Ancak tıbbi araştırmaların gösterdiğine göre küçük bir bebeğin sindirim sistemi katı gıdalara karşı hazırlıksız. Katı gıdalara başlanacağı zamanı seçmek önemlidir. Katı gıdalara erken başlanması fiziksel olarak zararlı olmasa bile gelecekteki yeme alışkanlıklarını kötü yönde etkileyebiliyor. Katı gıdalara hazır olmayan çocuk bunları reddettiğinde ortaya çıkan boşa ısrar gelecekteki yemek zamanı kavgalarına zemin hazırlıyor. Bununla birlikte, gıdalara başlamak için çok fazla beklemek de(9-10.aya) zorluklara yol açabiliyor.

Büyümüş bir bebek emzirilmeye ve ağız tatminine gereginden uzun süre alıştırılmışsa katı gıdaların çiğnenmesi ve yutulmasını öğrenmeye karşı çıkabilir. Bu noktada tıpkı alışkanlıklar gibi zevklerin de değiştirilmesi zor. Unutmayın ki ağaç yaşken eğilir! Bebeğinizin katı gıdalar dünyasına o büyük adımı atmaya hazır olduğuna karar verebilmek için (bu sırada çoğu 4-6 aylıktır) aşağıdaki ipuçlarını arştırın ve doktorunuza danışın:
 •  Bebeğiniz başını dik tutabilmelidir. Süzülmüş bebek mamaları bile bebeğiniz destekle oturur ve başını dik tutabilirken verilmelidir. Daha koyu ve katı gıdalar için ise yardımsız oturabilene dek beklenmelidir, buda çoğu kez 7.aydan sonra mümkün olur.
 •  Dil itme refleksinin kaybolmasını bekleyin. Bu refleks yabancı cisimlerin nefes borusuna kaçmasına karşı doğuştan gelen bir refleksdir. Bu refleksin halen varlığını şöyle test edebilirsiniz: Anne sütü ile sulandırılmış bir parça bebek pirinci gevreğini bebeğinizin ağzına koyun. Eğer dil gıda ile beraber gerisin geri geliyorsa ve bu defalarca tekrarlanıyorsa, refleks hala mevcuttur ve bebek kaşıkla beslenmeye hazır değildir.
 •  Bebek sofraya uzanmaya çalışmakta ve bunlara karşı olan ilgisini göstermektedir. Çatalı elinizden kapan ve ekmeği tabağınızdan aşıran, ve aldığınız her lokma ile ilgilenip heyecanını belli eden bir bebek erişkin gıdaları için hazır olduğunu anlatmaktadır.
 •  Bebek kaşiktan gıdayı alabilecek şekilde alt dudağını içeriye doğru çekebilmektedir.

Bununla birlikte gelişimsel olarak katı gıdalara hazır görünen bir bebek bile beklemek zorunda kalabiliyor. Bu ailedeki alerji öyküsüden kaynaklanıyor. Böyle ailelerin çocuklarını ilk yılın büyük kısmında anne sütü ile beslenmesi ve daha sonra katı gıdalara dikkatli bir şekilde geçilmesi önerilmektedir.

BEBEĞİNİZİN BU AYKİ BAKIMI

Bebeğin oturtulması
Başını iyi tutan ve oturtulduğunda kendini bırakmayan 3-4 aylık bir bebeğiniz oturmaya hazır anlamına geliyor. Bebeğinizi oturur duruma getirmek yalnızca perspektifini değiştirmekle kalmaz, aynı zamanda kaslarını güçlendirerek desteksiz oturmak için deneyim kazanmasına yardımcı oluyor. Bebekler oturtulmaktan sıkıldıklarında şikayet ederek ya da kaymaya başlayarak bunu belli etmeye çalışıyorlar. Oturmak, bebek için hoş bir pozisyon degişikligi olduğu kadar, onun dünyaya daha geniş bir açıdan bakmasını sağlıyor. Dik duran bir bebek herşeyi görebiliyor ve yatmaya nazaran daha uzun süre keyifli saatler geçiriyor.

Bebek masajı
Hangi şekilde olursa olsun anne-bebek etkileşimi ilişkilerini sıkılaştırıyor. Masaj işte bu etkileşimlerden biri olma özelliğini taşıyor. Ayrıca masajın prematüre bebeklerin büyüme gelişmesi üzerinde olumlu etkisi oldugunu biliyoruz. Normal zamanda doğan bebekler için de masajin gelişimlerinde olumlu bir etkisi var. Eğer masaj yapmaktan hoşlanıyorsanız yararlı olmasa bile sırf verdiği keyif için buna devam edin. Ama eğer bu size zor geliyorsa hiç tereddüt etmeden bu konuyu unutun. Bebeginize yaklaşmanin o kadar çok yolu var ki!

Bebek egzersizi
Bebeğinizin zekasını olduğu kadar vücudunuda harekete geçirin. Ebeveynler genelde daha beşikten itibaren çocuklarının entellektüel eğitimine önem veriyorlar ve çoğu kez fiziksel gelişimin kendiliğinden olacağını varsayıyorlar. Ancak fiziksel egzersize biraz olsun zaman ayırarak hem siz hem bebeğiniz bunun önemini hatırlayacaksınız. Bebeğinizle oyuna ayırdığınız zamanın bir bölümünüde egzersizlere ayırın. Bu ayda, fiziksel aktivite onu oturtma, ellerini başının üzerine kaldırma, dizlerini dirseklerine doğru bükme, ve kollarını bacaklarını bükmesini sağlamaktan ibaret olabilir. Eğer onun bu oyundan zevk almasını istiyorsanız yaptırırken kesinlikle somurtmayın. Onunla konuşun yada ona şarkılar söyleyin. Bebeğiniz egzersiz sırasında gülmüyor veya tebessüm etmiyorsa bilin ki zevk almıyordur. Özellikle ürkmüş ya da şaşırmış olup olmadığına veya onları huzursuz eden şeyleri yapmaya zorlanıp zorlanmadıklarına dikkat edin. Ayrıca bebeğinize örnek olarak öğretin; beraberce egzersiz yapan bir aile beraber sağlıklı olur, unutmayın. Ailece spor kayfini yaşayın!

BU AYKİ DOKTOR KONTROLÜ
Her doktorun kontrollerdeki yaklaşımı farklı olabilmekle beraber genel olarak bu ay ki kontrolde şunlara dikkat edeceğini söyleyebiliriz.
 •  Sizin, bebeğinizin ve ailenin geri kalanının evde bir sıkıntılarının olup olmadığı, bebeğinizin beslenmesi, uyuması ve genel gelişimi ile ilgili sorular sorulması.
 •  Bebeğinizin boyunun, ağırlığının, baş çevresinin ölçülmesi ve doğumdan itibaren tutulan gelişim çizelgesine eklenmesi.
 •  Daha önceki sorunlarında kontrol edildiği genel fizik muayene yapılması.
 •  Bebeğin gelişiminin değerlendirilmesi. Muayene eden kişi bebeğin baş kontrolünü, el becerisini, görme, duyma ve sosyal etkileşimini değerlendirir.
 •  Eğer bebeğinizin sağlığı iyi ise ve bir engel yok ise ikinci dönem aşılar uygulanır.(DTB:difteri-tetanoz-boğmaca; OPV:çocuk felci; Hib:hemofilus influenza;Hepatit-B:sarılık)
 •  Bebeğiniz anne sütü ile besleniyorsa D vitamini takviyesi ve flor desteği ile ilgili bilgi verilir.
 •  Katı gıdalara geçiş hakkında bilgi verilir.

Ayrıca geçen ayda ortaya çıkan endişelerinizi doktorunuzla paylaşın. Doktorunuzdan aldığınız tavsiyeleri unutmamak için bir kağıda yazın.

“Bebeğinizin ilk yılında sizi neler bekler” kitabından alınmıştır.